Uzun bekleyiş bitti? Godot bile sıkılıp gittiydi.
***
Seda(=Rob) sabah 10 civarlarında mail atmış, ben şimdi görüyorum, Robinson Crusoe 389′un sitesi en sonunda açılmış (biz sinsi betacılar zaten bir süredir girip bakabiliyorduk, hohoho). Bu websitesinin açılma hikayesi de sanırım başlı başına bir hikaye olabilir (şu oyun ve donanım forumlarında kâdim ve epic olarak adlandırılanlardan). Ben Robinson’a ilk girdiğim günü çok net hatırlamıyorum, ama zaman aralığından eminim, ortaokula, daha doğrusu hazırlığa, başlamışım Almanca notlarım kötü, bir sürü haytayla her gün Alman Lisesi’nde sözde Almanca kursuna gidiyoruz. Tramvaya para vermek istemediğimde (ki tramvaya hep koşarak, kan ter içerisinde yetişmem de o yaza dair hatırladığım az şeyden biri), ya da McDonalds’a gidecek olduğumda (hamburger ya da akbilim bitince bana her defasında otobüs bileti veren arkadaşımın ismini de uzun süre önce unuttum), önünden geçerdim. Bir gün de içeri girmiş olmalıydım, on yılı geçmiş. O yaz bir şey aldım mı, hatırlamıyorum. Fakat sonraları, FRP ve çizgi romanlara ilgim arttıkça daha sık uğramaya başladığımdan eminim, hatta Gerekli Şeyler’e isyan ettiğimi hatırlıyorum – Robinson’da kitaplar üzerlerindeki fiyatlara satılırken Gerekli Şeyler’de Amerikan Doları fiyatının yanında ki Kanada Doları Amerikan Doları’na çevriliyordu, 1/3 bir artış, ama Dolar 500-600 bin. Orta 2′de Mr. Vertigo, kendisi ilk aldığım çizgi roman ve fantasik edebiyat olmayan kitap herhalde (çünkü içinde uçan bir çocuk, çocuğun uçma yeteneğini yavaş yavaş kaybetmesi, ve bunu kaybetmemek adına testislerini, ya da kimi kandırıyorum, taşşaklarını kesmeyi ciddi ciddi düşünüp vazgeçmesi sonra çok fakir düşüp kadının tekine 1 Dolar (Amerikan yalnız Kanada değil, bir yanlışlık olmasın) karşılığı çükünü yalamasına izin vermesi gibi hiç de fantastik olmayan öğeler barındırıyor) ise bir web sitesi fikri çoktandır vardı.
Ben de büyüdükçe, Mr. Vertigo’ya pek de benzemeyen bir şekilde, sürekli bir şeyler yapmayı kafayı koyup da erteleyince, bir yandan Robinson’un websitesi de ilginç bir şekilde hep ertelenmeye başladı. Ben şunu şunu yapayım/okuyayım/izleyeyim/yazayım deyip de bir sürüsünü gerçekleştiremedim, Robinson için de işler pek iyi gitmedi: yıllar boyunca kitapların kapakları tarandı, siteyle uğraşan insanlar işten ayrıldı vs. Her seferinde “Çok yakında site açılıyor” açıklamaları da eksik olmadı. Fakat geçen ay Seda sitenin betasını yolladığında beni kişisel bir korku sardı, şimdi ise site açılmış. E, o zaman, rahatlıkla söyleyeybilirim ki foyam ortaya çıktı. Daha da kötüsü bir anlamda bu benim için en sonunda artık büyümüş olduğum anlamına da geliyor mu, tam da üniversiteden mezun olmuşken? Sanırım evet. Maalesef bir kitap karakterine, onun üzerinden de bir devlete benzeşip bir Jameson’cı bir ulusal alegori içinde kendimi bulup avutamıyorum, fakat bir kitaptan ziyade kitapçıya benzemek mümkün değil mi? E ama yazarın öldüğüne inanmıştık?
Not: Bu demek oluyor ki bu sefer gerçekten buraya daha sık yazacağım, fakat öncelikle bir arkadaşım için bir Eco ödevi, sonra Görkem’in bloguna bir Einstürzende Neubauten postu ve de sonra BoltArt’a bir Inglorious Basterds yazısı yazacağım, ondan sonra görüşürüz. Bu arada, Didem, iyi ki doğdun.
Filed under: Edebiyat, Kişisel, Mütemadiyen Saçmalık, Çizgi Roman





Tesadüf bu ya, bugün de Amin Maalouf’un The Crusades through Arab Eyes kitabını okurken, tarihî olaylara ve daha detaylı tasvirlere rastladım. İlk olarak, sayfa yirmi dokuzdan Antakya kalesinin 1097 yılında kuşatan Frenklerin Selçuklu emirinin yolladığı casuslarına verdikleri ceza:

Son yorumlar